Gaziantep kültürü dünyaya tanıtalacak

Türkiye’de bir benzeri bulunmayan Alleben Göleti’nin kıyısındaki Rayiha Baharat Müzesi’nde üretim ve sergi merkezi ziyaretçileri karşılıyor.

Ziyaretçiler müzede 150’ye yakın baharata dokunup, koklayabiliyor ve baharatların oluşum safhalarına ve tarihine dair bilgi ediniyor.

Bitki meraklıları ve profesyoneller için AR-GE laboratuvarının da bulunduğu müzede, bitkilerin yetiştirildiği hobi bahçesi, bitkilerden oluşan hediyelik ürünlerin, pasta ve içeceklerin sunulduğu Aktar Kafesi, şehir dışı veya yurt dışından gelenler için misafirhane ve restoran da yer alıyor.

“Baharatların Gaziantep yemeklerine verdiği lezzet, bize bu müzenin ilhamını verdi”

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi kuruluşu olan GaziBel Yönetim Kurulu Başkanı Fikret Murat Tural, müzeye ilişkin yaptığı açıklamada, müzenin bir hayalle yolculuğuna başladığını söyledi.

Tural, Gaziantep’in İpek Yolu ve Baharat Yolu üzerinde olmasının müze için ilham verdiğini dile getirerek, şu bilgileri verdi:

“Farklı ülkelerden, Uzak Doğu’dan, Hindistan’dan gelen baharatların Gaziantep üzerinden satılması, Osmanlı’ya, Balkanlar’a ve Avrupa’ya yayılması bu anlamda Gaziantep’te baharatın da yerleşmesine sebep oldu. Çünkü kervanlarla gelen baharat buradaki halk tarafından da tanınmaya ve kullanılmaya başlandı. Bu durum yılların birikimiyle yemeklere de yansıdı. Bizde de ‘Neden bir baharat müzesi yapmayalım?’ sorusunu oluşturdu. Baharatların Gaziantep yemeklerine verdiği lezzet, bize de bu müzenin ilhamını verdi. Proje 2 yıl önce Gaziantep’teki hocalarımızla beraber başladı.”

Müzenin kurulma aşamasında, Türkiye ve dünyadan farklı baharatları topladıklarını aktaran Tural, “Antep’teki aktarcılarla görüşüldü ve üniversitedeki akademisyenlerden hem baharatla ilgili bir kitabın yazılması hem de Gaziantep yemeklerine baharatın etkisi araştırıldı. Müzede çalışan arkadaşlarımız da o süreçten beri tüm baharatları araştıran, farklı kaynakları okuyan, yurt dışından da kitaplar getiren arkadaşlarımız. Onlarla ve Gaziantep Üniversitesiyle beraber müzenin ilk temelini attık” dedi.

“Burası bir günde bitecek bir müze değil”

Tural, müze ziyaretçilerinin baharatları görüp, tadabildiklerine dikkati çekerek, şu bilgileri verdi:

“Buraya gelenler sadece baharatı şeklen görebileceklerini zannediyor ama çıkışta çok farklı oluyor. Çünkü baharatın hem şeklini görüyor, kokusunu duyuyor hem baharata dokunabiliyor hem de baharatın tarihçesini, tüm mitolojik hikayeleri burada öğrenebiliyorlar. Yani bir maydanozun, orkidenin, safranın mitolojik hikayesini öğrenebiliyorlar. Örneğin safranın içerisinde hangi vitaminlerin, hangi özütlerin olduğu, hangi ülkelerde nasıl kullanıldığı, ilk bulunuşu hakkında bilgi edinebiliyorlar. Tabii bu süreç saatlerce sürüyor. Burası bir günde bitecek bir müze değil.”

Baharat Müzesi’nin yaşayan bir müze olduğunun altını çizen Tural, “Aksiyonlu bir müze. Burada hikayeler, bitkiler, bitkilerin tarihçesi sizi etkiliyor. Aynı zamanda restoranda da o bitkilerden yapılmış yemekleri tadabiliyorsunuz” diye konuştu.

Fikret Murat Tural, Kahramanmaraş merkezli depremlerin de etkisiyle müzede bazı aksaklıklar yaşadıklarına işaret ederek, “Önceliğimiz depremzedeler oldu. Buranın mutfağı onlar için çalıştı. Bu haftadan itibaren tekrar müze halkımıza açıldı. Gelen tepkiler gerçekten çok olumlu” ifadelerini kullandı.

Baharatlarla ilgili bir araştırma kitabının da yakın zamanda basılacağını vurgulayan Tural, baharatların öyküsünün ve özelliklerinin kitapta anlatıldığını söyledi.

Tural, müzede dönüşümlü olarak 150 çeşit baharatın sergilendiğini belirterek, “İlk 6 aylık süreçte sergilediğimiz bitkilerle sonraki 6 ayda sergilediklerimiz tamamen farklı. Gelen ziyaretçiler tekrar gelebilir. Zaten müzede bir günde 150 bitkinin özelliğinin öğrenilmesi mümkün değil. Bu yüzden buraya defalarca gelmeleri lazım” dedi.

“Geri dönüşüme vurgu yapmak istiyoruz”

Müzedeki etkinliklere de değinen Tural, şunları kaydetti:

“Müzede otel konseptimiz de var. Türkiye’den veya yurt dışından gelecek akademisyenlere konaklama imkanı sunmak ve burada baharatlar hakkında rahatça akademik çalışma yapma olanağı sağlamak, buradan çıkan sonuçları da insanlığın hizmetine sunmak istiyoruz. Müzemizde ayrıca ekstraksiyon cihazımız var. Bu cihazla bitkinin özünü alıyoruz. Bitkinin özünü aldıktan sonra kalan kısmı atmıyor ve atölyelerimizde kullanıyoruz. Müzemizde workshoplar da yapılıyor. Mum, koku, herbaryum atölyesi şeklinde. Aynı zamanda mutfağımızdan çıkan atık yağları da sabun olarak kullanıyoruz. Bunları da insanlara öğretmek, geri dönüşüme vurgu yapmak istiyoruz. Hiçbir şey atılmaz değil. Kullandığımız kağıtları vazo, kartvizit yapıyoruz.” (AA)

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*